3 Şubat 2011 Perşembe

artık konuşabiliyorum.
yeterince çiğnersem katı şeyleri bile yiyebiliyorum.
boğazımda, bademciklerin olması gereken yerlerde yaralar var. hani halı sahada düşersin de dizin sıyrılır. sonra denize girince o beyazlaşır sararır. aynen öyle.
misketlerin çeşitli ebatları vardı. sanırım kafamda her bir çeşitten en az bi tane şişlik var. ama artık yastıga kafamı koyabiliyorum. beynime çok da batmıyorlar. alışılıyorlar.
elimde kolumda içimde birazcık can var artık. yorgunluğumu, açlığımı hissedebiliyorum.
çok yoruluyorum.
sürekli yatıyorum. ayakta durursam, mutfağa mesela 3 kere gidip gelirsem, dayanamıyor kendimi koltuğa-yatağa atıyorum.
artık önceki kadar terlemiyorum.
tansiyonum da çok düşmüyor.
morluklarım kahverengiye dönüyor, kayboluyorlar.
3 şarkıdan fazlasını tarzı ne olursa olsun kafam kaldırmıyor. gözlük kulak çevremdeki şişlikleri acıttığı için pek televizyon da izleyemiyorum. arada bir telefonumla oynuyorum.
çok sıkılıyorum. sıkılmanın sınırlarını zorluyorum.
sanırım artık ben gerçek ve normal bir hastanın tanımlarına sığıyorum.

e bi de olumlu bi açıdan bakmak istersek,
bu halimle, besleme saçlarıma uyum sağlıyorum.

Hiç yorum yok: