27 Şubat 2011 Pazar

hiç bir duygudan hayal kırıklığı kadar nefret etmiyorum.

25 Şubat 2011 Cuma

boyut

ilk 3D karakterimi ne zaman yapıcam acaba?

şimdilik bunlara bakıp iç çekiyoruz.

sinema

bu hafta derslerimize girdik çıktık, gezdik sevdiceğimle.
2 tane filme gittik.

1.si 3 boyutlu tron,
yine bir 'üç boyut aşkı' yaşayamadım. film de sıktı. kötü desem denir mi bilmiyorum ama daha çok 'bi numarası olmayan film' oldu tam olarak benim için.

2. si fihgter,
söylememe gerek var mı bilmiyorum ama film hakkaten güzel. "ah böyle mi olacak" dediğim yerlerde böyle nin tersiyle karşılaştım bi kaç kere bu hoşuma gitti. yalnız asıl hoşuma giden bir nokta var ki, o da dövüş sahneleri. boksu severim zaten. zaman zaman izleriz babamla gece oturuşlarımızda. baya da zevk alırım izlerken heyecanlanırım falan. bu filmde de aynen öyle oldu. dövüş sahnelerinde baya kendimi kaptırdım, sanki gerçek ve çok heyecanlı boks maçları izliyodum. pek dövüş filmi seyretmiş değilim çok eleştirecek bi tarafım yok aslında biri çıksa şurda şunu eksik yapmışlar dese eyvallah derim. havaya sokma açısını dedim ben.
çok bi dövüş filmi de değil başka bişey filmi de değil gibi. kararında bence vizyondayken gidip izlenmeli, pc ekranına bırakılmamalı.

10 Şubat 2011 Perşembe

herkesin bilmesi gereken 10 fotoğraf

bazıları mide bulandırıcı. akbaba fotoğrafı falan.
buyrun bakın.

9 Şubat 2011 Çarşamba

özlemek

daha önce özlemekten bahsetmiştim değil mi?
tamam öyleyse.
onu da sonra konuşuruz.

çekirdeğin iz bekçisi.

onlar,
aşık olduklarını zannediyorlar.

onlar, kendilerini kandırıyorlar

8 Şubat 2011 Salı

vintage posta

yummm ne de güzeller yahu.

şey bunlar. eski püskü posta kartları.

7 Şubat 2011 Pazartesi

şans

biz birbirimizin planlanmış bebeğiyiz.
istedik, olduk.
ben onun benim sevgilim olmasını istedim, o benim sevgilisi olmamı istedi.
isteyerek olduk biz.
ilk zamanlarımızda bile. her dakika yanında olmak isterken, göreyim derken, beni beğensin istiyordum. "ondan hoşlanıyorum" demeden önce bile "benden hoşlansın" diyordum.
gözümü kapattığımda önüme, eli belimde gülerken bir görüntümüz geliyordu.
başka şeyleri pek düşünmüyordum. sevgilim olsun istiyordum.
oldu.

bir çocuğun çok isteyerek aldırdığı oyuncağı ne tatlıdır.
bir de sürpriz hediyeler olur hani. özeldirler onlar da.

biz 'şans'ız da.
uzun zaman birbirimizi gördük, bildik. tam zamanında yakın olduk.
geceleri aynı saatte uyandık.
bazen o istedi, ben uyandım. bazen ben istedim, o uyandı.
istedik oldu.
görüşememekten korktuğumuz günün bir parçasını bile ayrı geçirmedik.

biz istiyoruz,
biz birbirimizi çok istiyoruz.
ve
sanki başka bir şeyler daha bizi birlikte istiyor.

6 Şubat 2011 Pazar

Valentines, valentines, how many do I see?
Valentines, valentines, count them with me.
I have red ones, orange ones, yellow ones, too.
I have green ones, purple ones, and some that are blue.
Valentines, valentines, how many do I see?
Count them with me! 1-2-3-4-5.....

4 Şubat 2011 Cuma

ol

bunu gözü kapalı dinlerken

bir yerlere gelince bi şeyler, sadece, anlamıyor işte. düşünmüyor değil mi? sen burda ne haldesin düşünmüyor. senin hakkında düşündüklerini senden çok önemsiyor. ilişkiniz, ona hissettirdikleri, hissettirdiklerin, senden daha önemli oluyor. başına gelen çok kötü şey, onun yüzünden olsa da, onu üzmüyor işte.
bazen.. sadece.. olmamışsa..olmuyor işte.


-
aşkı bilmem de, sevgi anlaşmaktan başka hiç bir şey değildir aslında.

3 Şubat 2011 Perşembe

artık konuşabiliyorum.
yeterince çiğnersem katı şeyleri bile yiyebiliyorum.
boğazımda, bademciklerin olması gereken yerlerde yaralar var. hani halı sahada düşersin de dizin sıyrılır. sonra denize girince o beyazlaşır sararır. aynen öyle.
misketlerin çeşitli ebatları vardı. sanırım kafamda her bir çeşitten en az bi tane şişlik var. ama artık yastıga kafamı koyabiliyorum. beynime çok da batmıyorlar. alışılıyorlar.
elimde kolumda içimde birazcık can var artık. yorgunluğumu, açlığımı hissedebiliyorum.
çok yoruluyorum.
sürekli yatıyorum. ayakta durursam, mutfağa mesela 3 kere gidip gelirsem, dayanamıyor kendimi koltuğa-yatağa atıyorum.
artık önceki kadar terlemiyorum.
tansiyonum da çok düşmüyor.
morluklarım kahverengiye dönüyor, kayboluyorlar.
3 şarkıdan fazlasını tarzı ne olursa olsun kafam kaldırmıyor. gözlük kulak çevremdeki şişlikleri acıttığı için pek televizyon da izleyemiyorum. arada bir telefonumla oynuyorum.
çok sıkılıyorum. sıkılmanın sınırlarını zorluyorum.
sanırım artık ben gerçek ve normal bir hastanın tanımlarına sığıyorum.

e bi de olumlu bi açıdan bakmak istersek,
bu halimle, besleme saçlarıma uyum sağlıyorum.
-tamam. şimdi banyoda fırat var zaten. o çıkınca ben girerim çabucak yıkanırım. hemen kurulanırım.
hatta belki sonra uyurum.
-aferin selisime.

akıllı selis.
korkak selis.

ya düşüp yığılırsam, dün kapının eşiğindeki gibi hani.


iyileş artık uzaylı, küçük boğaz.
lütfen.

2 Şubat 2011 Çarşamba

yarın sabah hiç bir şey içmeden doktora gitmeyi reddediyorum.
zira ne alınacak kanım kaldı ne damarıma girilecek yer.
ben bittim hastalık bitmedi.

--
ama bugün, çok zamandır görüşsek ya dediğim ilkokul arkadaşlarım buraya gelmişler beni çağırdılar. gidemediğime üzüldüm ya. işte böylece bi parça iyileştiğimi anladım.

işte ateşim düşüyor. yatma zamanı.