22 Kasım 2008 Cumartesi

periler ölürken özür diler

''ovdun ve okşadın beni 
çıktı içimdeki cin; 
ondan ölümümü diledin. 

mayıstı 

seni o yüzden bağışladım! 
ben en çok mayısta su içerim 
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar 
ben en çok mayısta öne eğerim başımı 
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar. 

avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı 
mayısta öğrenmiştim; 
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı 
ve kim bilir 
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır 
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle 
rüzgarda ayakların çıplak 
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak 

kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi 
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi 
eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan 
tam 
tam yaza girecekken 
yazın omzuna yüzünü dayayacakken 
çekip giden 
ayaklarının altından o son sığınak terası da 
acılarının veliahtı bach ı da çekip 
gitmiştir işte,yalnızca gitmiştir 
yani anlıyor musun... mayıstı... 
seni o yüzden bağışladım! 

bir sesim vardı gölgemden ikmale kalan 
biliyorum büyük çozukluktu birbirimizi sevmemiz 
cesaret işiydi, delikanlıcaydı, 
bu korkunç sevgide 
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz 
el değmemiş yalnızlıklara kalkışmamız 
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz 

bu evcilik oyununda bile duldum 
hatırla 
sana dizlerimi 
tabii bileklerimi ve topuklarımı sundum; 
çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında 
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı 
boktu püsürdü 
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu 
senin gözlerin ham kadınsızdı 
çamurdandı 
ağzımda getirdiğim kar suyunu 
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni, çıktı içimdeki cin 
yatağa döküldü 
yatağıma döküldün 
yatağına döküldüm 
ve ben bu sonsuz savruluşta o gece 
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm! 

senin oldum! 

ihanetinle pislenen küçük kan dolaşımımdaki kanla 
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin 
senin mahşer atlısı dudaklarına sokuldum! 
üşüyordum, 
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını 
bir tay sığınırcasına anasına 
bana ölünle uyudum anlıyor musun... işitiyor musun... 
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için 
ihtiyarladım.. ihtiyarladım.. 
ben zaten kendimi aşklarda 
hep kalkışılınmış müthiş intiharlarla yaraladım! 
koştum sürekli 
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum 

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan 
telaşlanır, ağlar 
babasını sorar çevresindekilere öldüğünü bildiği halde 
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın 
bir dikilir bir çöker ya 
kalbine secde eden intikam 
tam 
tam yaza girecekken 
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken 
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı 
-geri döner..döner değil mi.. diye 
birkaç kırık sözcük.. buruşuk.. 
-öldürürüm o zaman, kurtulurum..deyip sustuğun 
-kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın 
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı 
gibi süzülürken mayıs, ah bach! 

ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiğim yavrum! 
talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım! 

nasıl yedirirdim ihanetini kendime 
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım 
her şey ama her şey elele mayıstı 
seni o yüzden bağışladım!, 

uzanıp topraktan çıkarttın beni 
tozumu sildin, hohladın, parlattın 
ovdun ve okşadın beni 
çıktı içimdeki cin; 
ondan 
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi- 
affını diledin 

mayıstı. mecburdum. 
seni o yüzden bağışladım!''

ada

Hiç yorum yok: