24 Kasım 2008 Pazartesi

çökertme

öyle bir görkemliydi keder o zaman
olabildiği kadar derindi
önce bir tersine döndü dünya.
sonra iki
ve üç kere döndü.
vazgeçti.eski hızına kavusuncaya kadar azimle...
eskisi gibi değil ama,saat gibi işte
öyle bir garip çaldı telefon
öyle bir garip sustu.
cevap yoktu,cevap korkaktı kendinden
sanki sanırsın bir ormandasın
orman öyle ıssız,öyle terkedilmiş
orman hayal kırıklığı.

kar istedik hep bir ağızdan
temuz sıcağıydı
en sıcak karlar düştü,
yandı hafif siyah tenimiz

sonra istemeyi bildik
ve öyle bir terkettik ki.
sanırsın topraktansın
ya çamursun,ya kırıksın
öyle bir garip esti rüzgar
öyle bir esrik esti.
sanırsın tutsak oldun

öyle bir uyku çöktü yeryüzüne

uyudu.

23 Kasım 2008 Pazar

Pilli Bebek

gülüyorsun.başını hafifçe kaldırıp,ağzını mümkün olduğu kadar açıp.
parlak parlak gözlerin.sıradan ama parlak işte nasıl desem?sen parlaksın.
içimde bir şeyler kımıldıyor.
dur bir dakika!
başkası söylese anlamsız gelecekleri ilgiyle dinleyen ben miyim?
anlatıyorsun.
içimde bir çocuk bıcırdıyor.
dur bir dakika!

görüyorum.öyle sevgiyle sarılmışsın ona.dudaklarına vuruyorsun,saçlarını karıştırıyor,kaçıyorsun,kovalıyor.
bir yumruk oturuyor nefesime
ayaklarımın altında çimler...biraz önceki kadar canlı değil sanki
içimde dalgalar.bir tutukluk vuruyor kıyıya
sen imkansızsın.sen olamazsın.

kulağıma dedikodular fısıldıyorsun,anıların bitmek bilmiyor
içimde güneşler açıyor.konuş istiyorum.bir pazartesi geçiyor sen anlatırken.
bir salı geçiyor.tutamıyorum.
sen gizlisin.sen tutsaksın.
şımarık bir kızın eline horoz şeker tutuşturuyorum.mutlu oluyor.mutlu oluyorum.
sen şımarıksın.
sen saklısın.kimseye söyleyemiyorum.

dudaklarında bir şarap tadı.sarhoş musun ayık mısın oyun mu yapıyorsun?
kolumdan tuttun çekiyorsun.seni yalnız bırakır mıyım,geliyorum.
içimde bir şeyler pırpır ediyor.
sen karşımdasın.ciddisin sen.
içimden içim gidiyor.
soruyorsun.sen anlarsın.
korkuyorum.aynı değil.sahibin varken...aynı değil.söyleyemiyorum.
sen inatsın.ısrarsın sen.
içimdeki balonlar uçuyor.konuşuyorum.
pilli bebeksin,şarkı söylesen denizsin
sen güvensin.ellerin omzuma uzanıyor.bir şey değişmeyecek diyor ellerin.gerisini dinleyemiyorum.
ellerin.bembeyaz pamuk ellerin.ince uzun parmakların.beni kavrıyor.tekrar konuşuyorsun.
duyamıyorum.kulaklarım uğulduyor.
başımı omzuna yaslıyorum.
sen tenhasın.sen huzursun.
ince bir bulut dokunduruyorsun burnuma
ne güzel şeymiş.başımı hiç kaldırmak istemiyorum
içimde ılık bir aşk geziniyor.
sen olmaz dedikçe yeni umutlar buluyorum ben.
içim seni soruyor.sen başkasının.sen uzaksın.
göğsüme taşlar koyuyorlar.
ağlıyor,ağlıyorum.
kulaklarım artık senin sesinle çınlıyor.
gitmiyorsun.gülüyorsun.parlaksın.kumsalsın.
nefessin.içimden içim gidiyor.
nefessin.

sushika

okulda(odtüde okuyorum) türk japon iletişim topluluğu'ndayım(tjit).bu haftasonu,bugün, topluluğun alt birimlerinden olan japon yemeklerinin bu seneki ilk etkinliği oldu.bir de sınıf arkadaşımın da oynadıgı amerikan futbolu takımının başkent üniverstesiyle maçı vardı.normalde haftasonları dışarı çıkmam ama okula gitmek farzdı bugun.
maç 12.30 yemek de 14.00 te.tamam iyi güzel dedik önce maçı izleriz ordan da yemeğe gideriz.
12.30da devrimdeydik(devrim stadyumu).ısınmalarını izledik önce arkadaşımızı arayarak.tabi malum kıyafetleri kafayı vucudu kapadığından mütevellit kıçına bakıyosun adamların.içlerinden sıskaca uzunca ve kıçsız birini seçtik bu bizim diyoruz.gel gelelim yanlış kıçı seçmişiz.maç başladı dı.bizimki oynamalıydı bu kıpırdanmıyo bile diyorum ki koçları bizimkinin adını bagırdı gir diye.şimdi tribünün ta tepesinden koçu duymak da marifet gibi geliyor ama amerikan futbolu bağırmaktan ibaretmiş azizim.birileri bağırıyor toplanıyor bişeyler konuşuyorlar.sonra oyuna dönüyorlar 5 saniye güreşip bırakıyorlar.sahadaki oyuncular değişiyor.biraz önce savunmaysa şimdi hücum geçiyor sahaya.biraz da onlar toplaşıp bağrışıyorlar.ilginçti.
saat 2 oldu kütüphanenin önünde tjit insanlarıyla buluşup mutfağa gitmek niyetindeyiz tabiki.bir de bakarız ki buluşma saat 4 e alınmış son anda mail atılmış ve biz garibanlar mailimizi alamamışız.sap gibiyiz.aradık kızı gittik yurdun mutfagına diğerlerini orada bekliyoruz.acayip meraklıyız.kız malzemeleri çıkarıyor.ilginç ilginç şeyler bekliyoruz haliyle.sushi yiycez ya.çıkıyor mayonez çıkıyor patates hatta turşu ve hatta 3ü bir arada.
neyse mutfakta 4 kişi oturduk topluluğun diğer insanlarını bekledik.sıkıldık da haliyle.her türlü malzemeyi inceliyor soya sosunun üzerindeki japonca yazıları okumaya falan çalışıyoruz.bir paket de biber var.dolmalık biber şekilli iki tane sappsarı iki tane kıppkırmızı iki tane de yemmyeşil biber.etiketinden okuyoruz california biberi.
zaman geçti saatimiz geldi.salatalık soyuyoruz, sivri biberleri doğruyoruz, sushinin sarıldığı yosunu kesiyoruz.chicago biberi nerde diyorum,kimse beni sallamıyor.pısıp susuyorum.biraz sonra tekrar ve azimle chicago biberi nerde diyorum.zeki arkadaşım yaptığım saflığı farkedip kahkahayı basıyor.california biberi abe kızım o chicago da nesi ki!
neyse sushimiz hazır oluyor.chop sticklerimiz elimizde beceriksizce tutyoruz sushiyi bi güzel soya sosuna bandırıp yiyoruz.kimse ilk yediğinde begenmezmiş biz bayılıyoruz.bayılsak da ne yapsak da çok yiyemiyoruz tabiki.evden 2 diye izin almışız saat olmuş 6 buçuk anca yemeye başlamışız.ne sushinin yumurtalısının tadına bakabiliyoruz ne de adını bilmediğimiz diğer japon yemeklerinin.
eve geldim.kardeşim mükemmel kağıt geri dönüşümü projesini tamamlamak için koşturuyor yanıma.iki gün önceden ıslattıgımız ardından yoğurduğumuz gazete kağıtlarımızın hamura benzemesi gerekiyor ama daha çok gri bok gibi duruyorlar.azimle bok parçalarımızı bezlere yayıyor ve düzleştiriyoruz.bi sikime benzemiyorlar.3 kat kağıdı bezlerin üzerine yaydık.bir kaç saat bekleyip kuruması gerek ama cıvık cıvık su içindeler.kalkıp bakıyorum kağıt(!)larımıza...ve belki saç kurutma makinesi işe yarar....
kim bilir...

22 Kasım 2008 Cumartesi

ya...?

çok kabaydı.dokundugumu anlayamayacak kadar kırılgandı üstelik.
tutmasaydım düşecekti.
hala çırpınmaktaydım ben.kendi açığımı kolluyordum.
affetmek için.affetmek için kendimde bir hata arıyordum.
bir hata.
tutmadım.

dokunmak için fazla donuktu.korkuyordum.ağlardım belki.
sustum.
bastıramadım sesini.susturdun beni.belki de ağlamazdım.korkuttun ve sustum ben.
bastıramadım sesini.

neresinden tutsam elimde kaldı.
yaşatmak için çok gürültülü görünüyordu ve fazla sıcaktı tatmak için.
dokunsalar ağlardım.

öyle eskiydi ki kıyamadım.sürdürmek için değil sürüklemek için bile.öyle eskiydi ki.ağlardım.ağlardın.ve belki de ağlardı bu tüm şehir.kıyamadım.

dokunsalardı...

farketmek için fazla sesliydi.gülmedi.ayaklarım deniz oldu,döndürdü başımı.
yorganı kafama çektim.nefes alsam ağlayacaktım.
zordu.yattığım yerden dengede duramıyordum.güçsüzlükten miydi?
zordu.
yorganı açtım.nefes almak acı mı veriyordu eskiden de bu kadar?zordu dengede durmak.uğraştım..uğraştım.
bir açık,bir hata,bir nefes,ayakta durmak,bir hayat,aldatılmak,sıcak,sevdiğim....zordu.

kalktım ve sonsuz sevgiyi aldın benden.
öpmek için fazla sisliydin.
dokundular.
ağladım.

periler ölürken özür diler

''ovdun ve okşadın beni 
çıktı içimdeki cin; 
ondan ölümümü diledin. 

mayıstı 

seni o yüzden bağışladım! 
ben en çok mayısta su içerim 
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar 
ben en çok mayısta öne eğerim başımı 
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar. 

avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı 
mayısta öğrenmiştim; 
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı 
ve kim bilir 
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır 
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle 
rüzgarda ayakların çıplak 
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak 

kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi 
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi 
eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan 
tam 
tam yaza girecekken 
yazın omzuna yüzünü dayayacakken 
çekip giden 
ayaklarının altından o son sığınak terası da 
acılarının veliahtı bach ı da çekip 
gitmiştir işte,yalnızca gitmiştir 
yani anlıyor musun... mayıstı... 
seni o yüzden bağışladım! 

bir sesim vardı gölgemden ikmale kalan 
biliyorum büyük çozukluktu birbirimizi sevmemiz 
cesaret işiydi, delikanlıcaydı, 
bu korkunç sevgide 
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz 
el değmemiş yalnızlıklara kalkışmamız 
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz 

bu evcilik oyununda bile duldum 
hatırla 
sana dizlerimi 
tabii bileklerimi ve topuklarımı sundum; 
çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında 
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı 
boktu püsürdü 
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu 
senin gözlerin ham kadınsızdı 
çamurdandı 
ağzımda getirdiğim kar suyunu 
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni, çıktı içimdeki cin 
yatağa döküldü 
yatağıma döküldün 
yatağına döküldüm 
ve ben bu sonsuz savruluşta o gece 
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm! 

senin oldum! 

ihanetinle pislenen küçük kan dolaşımımdaki kanla 
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin 
senin mahşer atlısı dudaklarına sokuldum! 
üşüyordum, 
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını 
bir tay sığınırcasına anasına 
bana ölünle uyudum anlıyor musun... işitiyor musun... 
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için 
ihtiyarladım.. ihtiyarladım.. 
ben zaten kendimi aşklarda 
hep kalkışılınmış müthiş intiharlarla yaraladım! 
koştum sürekli 
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum 

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan 
telaşlanır, ağlar 
babasını sorar çevresindekilere öldüğünü bildiği halde 
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın 
bir dikilir bir çöker ya 
kalbine secde eden intikam 
tam 
tam yaza girecekken 
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken 
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı 
-geri döner..döner değil mi.. diye 
birkaç kırık sözcük.. buruşuk.. 
-öldürürüm o zaman, kurtulurum..deyip sustuğun 
-kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın 
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı 
gibi süzülürken mayıs, ah bach! 

ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiğim yavrum! 
talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım! 

nasıl yedirirdim ihanetini kendime 
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım 
her şey ama her şey elele mayıstı 
seni o yüzden bağışladım!, 

uzanıp topraktan çıkarttın beni 
tozumu sildin, hohladın, parlattın 
ovdun ve okşadın beni 
çıktı içimdeki cin; 
ondan 
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi- 
affını diledin 

mayıstı. mecburdum. 
seni o yüzden bağışladım!''

ada

14 ağustos

'' hayatım boyunca hiç böyle üzüleceğimi, birinin beni böyle acıtacağını düşünmemiştim. şimdi inan bana yüreğimi söküp çıkartmaktan başka bir şey istemiyorum. birinden, delice sevdiğin birinden ayrılmak zorunda olmak ama ayrılırken onu da içinde götürmek, içinde, ondan uzaklastığın her adımda, onun içinde büyüdüğünü, içine sığmadığını duymak, içinde tutmaya çalışmak, boğulmak, bütün bir dünyanın, bütün görüntülerinin, anılarının, çocukluk günlerinin, gelecek düşlerinin, bugünün renklerinin siliniverdiği bir anda, yine de ayrılmak zorunda olmak... bunun ne demek oldugunu biliyor musun? eminim biliyorsundur...'' 

19 Kasım 2008 Çarşamba

ps: Flogging Molly




yazın ps:i love you diye bi film izledim.hilary swank ve gerard butler ın.böyle artıslık yaptıgıma bakmayın isim hafızam sıfır diyebilirim öğreniyim diye yazıyorum;çünkü film harika.özellikle böyle duygusal filmleri sevenler için kesinlikle çok etkileyici.bir kadının harika kocası oldukten sonrakı halını anlatıyor.adam ölmeden önce kadına mektuplar yazmış ve zamanı geldikçe kadının eline ulaşmasını sağlıyor falan neyse etkilendim ben.gel gelelim filmde tek etkilendiğim şey konusu değildi.irlandaya aşık oldum bildiğin.dağına yeşiline vee müziğine tabiki.filmin müzikleri d en az kendisi kadar taş gibi.country tarzında dimriri dimriri gitarlı müziklere bayılan ben için hele..filmde geçen şarkılardan biri 'if i ever leave this world alive' flogging molly diye bi gruba aitmiş onu  öğrenmiş arkadaşım.tabi öğrenmekle yetinmemiş saolsun diskografisini indirmiş.şöyle bir şey var ki gruba dinledikçe aşık oluyorsun.hele 'float'  şarkıları oof of dedirten insanı alıp götüren cinsten.öyle bi yeri oldu ki floatun bend yoldan geçene dinletiyorum artık.dinlettiğim herkes d beğendi.neticede ilginç ve saran bir grup dinleyesiniz varsa bu aralar flogging molly yi, flogging molly ye başlamak düşüncesindeyseniz d float u şiddetle ve hararetle öneririm.



17 Kasım 2008 Pazartesi

gidersem özlersin

hücresel büyüklükte bir acıyım parmak uçlarında
ne iğne batmış kadar büyük
ne kanı çekilmiş kadar küçük
atomik düzeyde hatta ve kıpır kıpır...
istersem başucunum, istersem ayak ucun
eserse en sıkıcı masalım
uzanırsan bana, burdayım.
ya da belki renk oldum, kanına karıştım belki
o acı benim işte tam dilinin ucundaki
düşün ki gölgenim,belki kurtulmak istersin.
kuvvetle muhtemel gidersem özlersin.
canın ister oyunlar oynarız.
huyumdur mızmızlanırım, küsüşür barışırız.
buhar olurum ki ihtiyacın bile yok
seni bulurum.tutar senin olurum.
hiç gitmemeye kalkarım,tut beni yanında.
ufacık bi şeyim püf desen uçarım.
hücresel büyüklükte bir acıyım
belki ulaşmaya çalışırsın kırılırım ağlarım
gitmesem öyle bir yerlere..dibinde kıvrılır yatarım.
kızgınım.sonlanmayan o delici bakış benim.

16 Kasım 2008 Pazar

çekirdek

Başlandı mı bırakılmıyor meret.sigara için, televizyon seyretmek için,çekirdek için...çekirdek için.
açmışsın en sevdiğin dizini.oturmuşsun kıçının üstüne.burnuna lezzetli kokular geliyor.üşenmiyorsun buluyorsun alıyorsun çekirdeği bir kaba koyuyorsun.açgözlülükle ve şehvetle ve haşmetle yumuluyorsun.en güzel tadı ilk başta alıyorsun,değil mi?
çekirdekle oyunlar oynamaya başlıyorsun.ağzının bi tarafında biriktiriyor hepsini birden çiğniyorsun,çöplerini dudaklarından fırlatıyorsun bişeyler bişeyler.bir zaman geçiyor böyle.
sonra tuzlu bu çekirdek.susuyorsun.
suyu bulup bardağa koymak daha üşengeç bi iş ama çekirdeği almaya benzemiyor.
içiyorsun suyunu ve yine eskisi gibi güzel bunun tadı.sonra tekrar susuyorsun tekrar tekrar...o baştaki heyecan yok belki ama yine de seviyorsun onu.hem meret.bırakılmıyor da işte.
dudakların yanıyor.dilin tumtuz.dudakların yanıyor ve daha da çok susuyorsun.bırakmıyorsun.
bırakmıyorsun,seviyorsun,inatçısın,susuzluksun,bırakmıyorsun,tuzsun,mutlusun,otsun,püsürsün...  çekirdeksin..çekir..dek.çe..çekirdek?..söylesene sevgili çekirdek değilse ne demek?

kuzu kulağı

bend yazsam diyorum.halihazırda bulunan blogum http://paylasakim.blogspot.com/ paylaşım aşkımızla yanmış, oluşmuş araya öss girmesi sebebiyle yalan olmuş.oraya bayılıyorum ama yazamıyorum,format uygunsuzluğu söz konusu.
yeni blog açasım var.mütiş heyecanlıyım.taş gibi d bi isim buluyorum:KUZU KULAĞI.tıkıldıyorum blog oluşturcam.başka bir blog var bu isimli,benimki kabul edilmiyor ve yıkılıyorum.tüm gençlik hayallerim,saadetim,karnımın gurultusu,başımın uğultusu parmaklarımın arasından kayıp gidiyor...yazı yazma hevesimi kaybetmek üzereyim.aslında değilim.emektar nikim herşey bittere dönüyorum.onunla da mutluyum.huzurluyum.gururluyum.